Ölçü Dergisi-Yaz sayısı
13/8/2008Ölçü Dergisi yaz sayısıyla yola devam ediyor. Genç bir teşebbüs. Okul olmaya aday bir çaba. Öğretici yazılar var bu dergide. Anlam veya his olarak sıradan bulduğum, boş geçtiğim sayfa yok denecek kadar az. Ölçü’nün terakkisini takip edebilmeyi, birlikte yaşlanmayı umuyorum.
Bu sayıda beş şiir var. Beşi de kalite olarak benim kıstaslarımı aşıyor. Bazıları fazlasıyla aşıyor.
Murat Küçükçifci, “İçli Köfteye ve Yaza Dair” yazmış. Yaşadıklarını şiire döküşündeki kabiliyetini görmek zor değil. Bu şiirinde en çok hoşuma giden üç mısrayı yazmak istiyorum buraya. Ahenk çok hoşuma gitti doğrusu. Okurken tebessüm etmekten de alamadım kendimi.
“Ulan demek istiyorum sonra
Ulan baba seni seviyorum ama biraz şiirsizsin
Üstelik tokat atman da gerekmezdi bana”
Selman Ertaş, Hasar Raporu’nda uzun mısraları ritme sokabilmekteki maharetini göstermiş. Okurken, biraz Hüseyin Akın buldum şiirde. Hüseyin Akın’ın şiirlerini de pek anlamıyorum J. Ama ahenge hayran kalmamak elde değil.
Mehmet Ali Arıcı, Ölümsüz Ruhlarımın İdamı isimli şiiriyle yer almış bu sayıda,
M.Fatih Kutan Keskin Nefes’le. Şiirlerin sonuncusu ise Fatma Balcı’nın Aspirin Kokan Gocuk isimli eseri.
Saadet Esra Yenice, yine duygusal içerikli bir yazı yazmış. Üslup güzel.
Murat Küçükçifci, Behçet Necatigil’in Mektupları başlığıyla öğretici yazılarına devam etmiş. Şiirde anlam mefhumuna dair kendisinden öğreneceklerim var. Devam...
Ekrem Sakar, bu sayıda en beğendiğim yazılardan birisinin yazarı. Eksik Bir Şey’de kendimi buldum. Kısa, enfüsi bir serüvenin iyi yansıtıldığı bir yazıydı. Hayatın esir maddesi gibi, zamanın boşluklarını dolduran küçük, zor fark edilen detayların nüanslarını görmek mümkün Eksik Bir Şey’de. Onlara anlam yüklemek ya da zaten var olan anlamlarını görebilmek mümkün. “Kendi” siyle baş başa olduğu kadar yaşamakla da alakalı bir yazı olmuş. Çok beğendiğim cümleler var.
Emir S. Demireşik, Bilgi Kirliliği ya da Görecelikler isimli başarılı bir yazı yazmış. Yazmakla ilgili sorgulamalar da yapmış. “Çözüm” yok belki; fakat “çözümleme” var. Faydalı bir sorgulayış. Öğretici oldu.
Abdullah Kibritçi, Kurtlar Vadisi fenomenini hicvetmiş iki sayfada. Tespitlerine katılıyorum. “Gülümsetirken düşündüren” bir yazı. Ya da, güler misin ağlar mısın?..
Dosya konusu olan Ankara, benim de yaşadığım şehir olduğu için ilgimi çekmekle kalmıyor, tanıdık manzaralar görüyorum dosyada.
Sami Yaylalı, yine kısa ve hoş bir gezintiye çıkarıyor okuyucuyu yaşadıklarında. Kendi şahsında, Ankara’da yaşayan üniversite öğrencilerinin yaşadıklarında...
Ferahlatıcı üslubundaki mizahilikle, hemen her gün yaşadığımız kıymetsiz detayları anlamlandırmadaki başarısını yine hayranlıkla zevk ettim.
Emir S. Demireşik, Ankara’ya Dair isimli, yazısında bodrum katlardaki camiler, Kocatepe Camii gibi noktalardan şehri değerlendirmiş. Tespitlerini son cümlesiyle özetleyebilirim: “Arada kalmışlığın bir tasviridir Ankara...”
Saadet Esra Yenice, zihinden ziyade kalbe yönelik üslubuyla anlatmış Ankara’yı. Bir cümlesini alıntılamak gerekirse: “Her nesnenin sustuğu, harflerin bile konuşmaktan imtina ettiği zamanlarda şair gözlerinde şiiriyle çıkagelir...”
Dosya kısmını geçtiğimizde karşımıza Mehmet Ali Arıcı’nın ilginç sinematografik yazısı çıkıyor. Hiç fena değildi doğrusu. Sahneler iyi diyebileceğim tasvirlerle canlandırılmış. Güzel detaylar var. Okurken gülümsedim. Fakat kahramanımızın sonu pek de iç açıcı olmadı. Yalnız, kimsenin haberi olmadan, eli kolu bağlı, ihmal bile diyemeyeceğimiz bir kazaya kurban gitmek... Burada enfüsi bir hava yok değil. Başlığı okuyunca nereden ve nasıl diye sormuştum kendi kendime, tebessümle. Olmayacak şey değil yaniJ
Selman Ertaş’ın Derkenar’la ilgili değerlendirmesi de öğreticiydi.Yazarın son cümlesini okuyunca aklıma bir soru geldi. Özet olarak, iyiyi, doğruyu ve güzeli düzeysiz bilgi ve yayın yığınlarının içerisinde ne suretle öne çıkarabileceğimize dair bir değerlendirmeyle bitirmiş yazısını. Burada aklıma nicelik ve nitelik çatışması geldi ister istemez. Bu dilemma çözülebilmiş değil henüz. Nitelik mi nicelik mi? Değerli olana herkes ulaşabilmeli mi? Yoksa Cemil Meriç gibi, fildişi kuleye tırnak tırnak mı tırmanmalı? Kurtçuğun kozasını yırtmasına yardım etmek iyilik midir?..
Dergideki son yazı, Hasan Ali Toptaş’ın “Yalnızlıklar”ı üzerine. Ve yine Saadet Esra Yenice’yi görüyoruz müellif olarak.
Hasılı kelam, Ölçü basamakları tırmanmaya devam ediyor. Uzun soluklu olmasını, “bir mecrada akabilmesini” umduğumum bu umut verici çalışmanın devamını merakla bekliyorum.